Havuz'dan Yöresel Kelimeler
Facebook'ta Paylaş
 

 
HAVUZ  YÖRESİ AGZI SÖZLÜĞÜ 
   
  A
abrıl:  Nisan ayı
acer:  Yeni
ağiş:  Ekmeği tandırdan almak için demirden yapılan bir ucu eğik, bir ucu yassı araç. 
ahbun:  Gübre
alaf:  Hayvanların kışlık yiyeceği, saman, ot
alağız:  Boşboğaz, geveze
aleyçik:  Kulübe
annaç: Karşı, her yerden gözüken açıklık yer
argaç:  Halı, kilim dokumada aradan geçirilen iplik
arık:  Zayıf, cılız
arsınmak: Utanmak, çekinmek
aydın:   Ayçiçeği
ayrıksı:  Kimseye benzemeyen, acayip
azap: Bir yıllık tutulan erkek hizmetçi
   
  B
badal: Yol veya tarladaki girinti çıkıntı, tümsek
bandıra: Himaye, boyunduruk
barhana:  Yük
basmalık:  Gübrelik
bayahtan:  Demin
bayak: Demin, az önce
behlemek: İşaretlemek, sözünü almak
bekitmek: Sağlamlaştırmak, pekiştirmek, sıkıştırmak, sertleştirmek, katılaştırmak.
bellilik:  İz, işaret
benalemek: Afallamak, şaşırmak
bensimek: Benimsemek
beri benzer: Eş, emsal
bıçılgan: Sulu yara, iltihap
bıldır:  Geçen sene
biçik: Buzağı, dana
bir çala: Bir an, bir ara
boduç:  Ağaç testi
boya, sıva çalmak:  Boya badana yapmak, sıvamak
boydak: Yükü olmayan yaya, tek başına
boyunduruk: Öküzlerin boyunlarına takılıp birlikte çalışmayı sağlayan aygıt
bölük: Parça parça ayrılan saç örgüsü
buhari:  Baca
buymak:  Üşümek
bükütmek: Çevirmek, döndürmek
büngüldemek: Topraktan su kaynamak
büvetlemek: Suyun önüne bent yapıp toplanmasını sağlamak
büznüşük: Sıkılan
   
  C
carhadah: Hemen, birden bire
cemek:  Mesesin ucundaki kazıma aracı, sıyırgı
cenik:  Güzel boYnuzlu
cerek:  Uzun ağaç dalı, sırık, dikme
cerge:  Sap ve ot çekme arabası
cıbıl: Çıplak, tembellik nediyle fakir kalan 
cıfıt: Kötü kimse
cımcılık: Ipıslak
cıncık:  Cam eşya, cam
cırcır:   Fermuar
cırındırık:  Sinirli yağsız et
cırnak: Tırnak, pençe
cırnaz: Oyun bozan, mızıkçı
cırrık: Serçeden biraz büyük boz renkli bir kuş
cibelmek:  Şımarmak
cicik: Meme
cil:  Hasır dokumaya yarayan uçlu ot
cillenme:  Çimlenme
cindar: Cinci
corcor: Sulu, cıvık
culuk:  Hindi
cüllüz: cılız adam
cünüt: Su çeken yer, bataklık
   
  Ç
çağnamak: Hayvanların yatıp yuvarlanması
çağşamak: Gevşemek, birbirinden ayrılmak, eskimek. 
çağşıt:  Bozuk
çakıldak:  Hayvanların karın ve kuyruk kısmına yapışan kurumuş dışkı
çalgı:  Karamuk çalısından yapılan ahır süpürgesi
çalgın: Sıcak veya soğuktan gelişemeyerek cılız kalan ekin
çalık:  Kötürüm, inmeli, sakat. 
çalkama:  Ayran
çamtı:  Tavan
çarkıt:  Bozuk, arızalı, eski
çarpı: Beyaz badana toprağı
çaynık: Çaydanlık
çec: Tahıl yığını
çelgi :  Başa bağlanan bant
çelgi: Anla bağlanan yazma,yemeni
çem: Çayır kesiği
çemkirmek:                     Köpeğin durduğu yerde kesik kesik havlaması
çengel: Köpeklerin boğzına takılan dikenli tasma
çerçi: Seyyar satıcı
çeten:  Saman arabası
çevirme :  Etrafı duvarla veya çitle çevrilmiş küçük bahçe.
çevlik:  Su çevirisi
çıngı :  Kıvılcım
çıpkı: İnce, uzun deynek
çırakman:   Çıra, mum ve idare konulan askı
çıtak:  Boynuzları düzgün ay şeklinde olan öküz
çıtırık: Sarp, dolaşık, karışık
çıtlık: Ahır süpürgesi
çiğit:  Meyve çekirdeği
çiğrimek: Nefret etmek, tiksinmek
çilingir:  İri gözlü kalbur
çimmek:  Yıkanmak
çipil:  Sulu çayırlık yer
çir:  Meyve kurusu
çit:  Bir çeşit basma kumaş
çor:  Hastalık
çorak:  Tuzlu 
çoştar: Her işe burnunu sokan, fazla atılgan
çot:  Çarpık
çöksek: Çökük, alçak
çömçe: Kepçe, büyük kaşık
çörnüşük:  Eli ayağı birbirine dolaşan, beceriksiz
çunmak: İmrenmek, heveslenmek
çüvelmek:  Diklenmek, dikilmek
   
  D
dalazlamak: Eti, yiyecekleri hafif ateşte kavurmak
daralmak: Sıkıntıya düşmek
değirmi: Yuvarlak
değnik:  Midesine dokunmuş
depeldüş: Saçma sapan
derma: Egzama, temriye
devamsız Çok ve münasebetsizce konuşan, dik sözlü
devlik:  Hazırlık
devre:  Ters, yanlış, arka yüz
devrişik: söylenmesi zor, ters
dıkız: sıkı, sıkışık
dırıl: Adi kaput bezi
dıvrak: Hafif, kullanışlı, kıvrak
dinelmek:  Ayakta durmak
dişlek:  İri dişli
divdirmek: Fışkırmak
dolak: Çobanların çarık giymeden önce bacaklarına sardıkları bez ya da yün sargı, tozluk. 
döküm: Verim
döşürücü:  Dilenci
döşürüklü: Derli toplu olan, düzenli, becerikli
dulda: Esinti olmayan korunaklı yer
duluk:  Yanak
düğürcek:  Elendikten sonra geriye kalan en ince bulgur
düşek:  Vurulan bir kimsenin düşüp öldüğü yer, yatır olduğuna inanılan yer.
   
  E
ebemkuşağı: Gökkuşağı
ede:  Ağabey
ede:  Büyük kardeş, ağabey. 
eğirşek:  Yün eğirme aleti iğin ağaç ve kemikten yapılmıış başlığı
ehvan: Zayıf, pek olgunlaşmamış
ekşilik:  Hamur mayası
elbir: İşbirlikçi
eleva: Beceriksiz, tembel, başı boş
ellaham: Galiba, Allah bilir, Allahualem
emlemek:  İlaçlamak
endemli: Becerikli
evcimen:  Evine düşkün kadın
evecen:  Aceleci
evirmek: Ekmek açmak, ekmek pişirmek
evlik:  Kiler
evmek: Acele etmek, acele ettirmek
evrağaç:  Ekmek çevirme aracı
evreağaç: Sac üstünde ekmek çevirmeye yarayan yassı tahta araç
evsin: Avlanırken avcıların gizlendiği yer
   
  F
fanlamak: Gürültü ya da üşütmekten dolayı baş ya da kulak uğuldamak. 
farda:  Duvar kilimi
farımak: Yorulmak, yorulmak halsiz düşmek
fıkrımak:  Ekşimek
fırdolayı: Etraflıca, çepeçevre
fışkı: At, eşek gübresi
firek: Kilit
firez: Biçilmiş tarlada kalan ekin kökleri
firik:  Olgunlaşmaya başlayan tahıldan ütülerek elde edilen çerez
   
  G
garipsemek:  Özlemek
gaydalı: Gösterişli hareketler yapan kimse
gejgere: Gübre taşımaya yarayan sedye şeklinde bir çeşit araç
gelani:  Tarla faresi
gelik:  Boynuzlu koç, koyun
gercik:  Yapmacık tavırlı, kuruntulu
gever: İnce su yolu, ark
gıvış:  Koyun-keçi gübresi
gicimik:  Uyuz hastalığı
gicişmek:  Kaşınmak
gidik:  Oğlak
gilik:  Simite benzer tandır ekmeği
göbelek:  Mantar
gödek:  Kuyruksuz kümes hayvanı, kısa
göğ:  Olgunlaşmamış ekin, meyve
görelmek: Sırtüstü yatmak
göresimek: Göreceği gelmek, özlemek
görüm: Kocanın kız kardeşi, görümce
gözer:  Buğday, toprak vb. şeyler elenen iri gözlü büyük kalbur.
gücük:  Şubat ayı
gürneş:  Sıcağın etkisiyle koyunların bir araya toplanıp başlarının birbirlerinin altına sokarak dinlenme durumu 
gürük:  Küçük kulaklı koyun-keçi
güvez: Aç gözlü insan
   
  H
hapahap: Ansızın karşılaşma
harıs: Ekilmem,iş tarlada yetişen otlar
havakmak: Yara cerahatlenmek, şişip azmak
hay etmek: Yüksek sesle bağırmak
hayhaşem: Habire, durmadan
hedik:  Kaynatılarak pişirlmiş buğday
helhel: Atmacadan küçük bir çeşit yırtıcı kuş
helik:  Parça taş
hellemek:  Kuşları ürkütüp kaçırmak.
herk:  Çift sürme, sürülmüş tarla
herslenmek: Kızmak, hiddetlenmek
heyiklemek: Hayvan korkarak kulak kabartmak, kuşkulanmak
hezan:  Damların üzerine döşenen kalın ve büyük ağaç, kiriş,
hınık: Burundan, genizden konuşan kimse
hıntımı kesilmek: Gücü kalmamak
hışhamur olmak: Çok yorulmak
him:  Bina temeli
holamak: Üstüne yürümek
hontumuş:  Kocamış
horanta: Ev halkı
hoylamak: Sığır sürmek
hozan:  Ekin biçildikten sonra tarlada kalan saplar, anız
höllük:  Kundak çocuklarının altına konulan elenmiş ince toprak.
hörlemek: Üzerine atılmak, saldırmak
   
  I-İ
ılıngaç: Küçük çocuk salıncağı.
ımırsık: Sinsi, içinden pazarlıklı
ıslı: Yıkanmak için suya yatırılmış şeyler
ısmarıç:  Sipariş
ibicek:  Bir şeyi bölüşmek için çekilen kur'a
iğ:  Yün eğirmeye aleti
iğim: Halı, kilim gibi şeyleri dokumaya yarayan tezgâh
işlik:  Gömlek
işmar:  İşaret, göz kırpma
izlam olmak: Anlaşmak
   
  K
kabayel: Güneyden esen rüzgâr, lodos
kakırdak: Eritilmiş iç yağı veya kuyruk yağından kalan posu
kalak: Tezek yığını
kalık:  Evde kalmış, evlenememiş 
kamalak:  Bebek başlığı
kanere:  Doymak bilmeyen
kanırmak: Bir şeyi bir araçla yerinden oynatmak, bükmek
kanrık: Aksi ters insan
karağı:  Demirden yapılmış ucu çengelli ot çekme aracı
karakış: Aralık ayı
karış vermek: Beddua etmek
karış:  Beddua
kasmak: Bölmek, küçültmek
katık:  Ayran
kavurga:  Kavrulmuş buğday çerezi
kaydalanmak: Çalımlı yürümek
kayım: Sağlam
kayıt görmek: Hazırlanmak
keçe:  Çoban kepeneği
keçeşme:  Uyuşma
kekil: Alna dökülen kısa saç, perçem
kekil: Kakül, perçem
kekilbastı: Saç tokası
kele: "Ayol", "yahu" anlamında kullanılan kadın ünlemi
kelek:  Bir çeşit zil, çan
kelek:  Hayvanların boynuna takılan çan, çıngırak
kelep:  İplik çilesi
kelete: Hemen kullanılmak için öğütülen az ölçüde buğday
kelik:  Ayakkabı
kelik:  Eski ayakkabı
kemçik:  Ağzı eğri
kemçilmek: Kesici şeylerin körelmek
kemdilemek: Kin gütmek, hakkında kötülük düşünmek
kemk:  Dokuma tezgahı
kepir: Verimsiz, kıraç toprak
kerc:  Kinayeli, alaylı
kerme:  Basılmış koyun gübresi
kerme:  Sıkıştırılmış koyun tezeği
kertik: Çentik
kertmek: Ağacı çentikleyerek oymak
kes:  Otların dövülmesi ile elde edilen saman
kes:  Yeşil tarla bitkilerinden öğütülmüş yem
kesek:  Katı toprak topağı
kesek:  Sıkışmış kuru toprak parçası
keskenmek: Eli ya da bir şeyle vuracak gibi yapmak
keş:  Kurutulmuş yoğurt
ketirme: Kaynatılarak ve limon sıkılarak koyulaştırılmış şeker şerbeti
keyveni:  Yemekçi kadın
kıbal: Benzer
kılavlamak:  Tırpan ve bıçak gibi kesici aletleri bilemek
kıncıfır:  Burun kıvıran
kıncıtmak: Ezmek, örselemek
kındıra:  Sulu yerlerde biten ince uzun yapraklarının kenarları keskin, ucu diken gibi bir çeşit çayır otu
kıpçınmak:  Kur yapmak
kırma (2): Hayvanlara yedirilmek üzere değirmende ezdirilmiş her türlü tahıl
kırma: Ot bitmeyen kır, bayır
kırtlama: Şekeri dişiyle keserek çayla içmek
kısmık:  Cimri
kıstalamak: Sıkıştırmak, baskı yapmak, bunaltmak
kıtmir:  Cimri
kıvratma: Kalın ip
kıvratmak:  İpi bükmek
kilte: Kemer tokası
kinaş:  Sarışın
kirkit: Halı, kilim gibi şeyleri dokumaya yarayan demir tarak
kirtik:  Ufalanmış sabun parçası
kirtikli:  Kenarı tırtıklı 
kis: Taş, kum, kil ile karışık sert toprak katmanı
kişifleme:  Gizlice gözetleme
kişkişlemek: Köpeği saldırması için kışkırtmak
kizir: Köy bekçisi
kolçak: Kola  geçirilen kolluk
kopmak: Koşmak
koşam: Avuç
kölük:  Boynuzsuz
kömbe: İki sac arasında ya da külde pişirilen mayasız ekmek
kömçek Ot kökü
kömeli: Toplu, birikmiş, yığılmış
köpümek: Yorgan, yatak, şilte gibi şeyleri kalın ve aralıklı sıkıca dikmek
körcükmek: İçine kapanmak, yeteneklerini kaybetmek
körelmek: Bıçak, balta gibi şeylerin ağızları kesmez olmak
kösgüç:  Köz karıştırıcı
kösnü :  Köstebek
kösüre:  Bileme taşı 
kötelemek: Bir şeyi kaldırıp atmak, fırlatmak
kötülenmek: Bakımsız kalmak, zayıflamak
köynek:  Bir tür fanila
köynek:  İçlik, iç çamaşırı üstü
köztavası:  Sobadan köz alma küreği
kubaşık:  Bir çobanın baktığı, birbirine katılmış birkaç sürü
kula: Gövdesi koyu sarı, kuyruğu ve yelesi siyah at.
kulun :  Tay
kurtlu: Kıskanç
kuruluk:  Ağıl ve ahırlarda hayvanların altına yayılan kuru gübre
küfle: Tandırda ateşin yanmasını sağlayan hava deliği
külemek:  Hayvanı yere yatırmak
külte: Balta ya da keserin çivi çakılan yanı
kümük:  Küt burun
kün:  Saman tozu
künkül:  Kakül, ibik
künkül:  Kuşların tepelerindeki sorguç, 
kürük:  At, eşek yavrusu
kürün:  Ağaçtan ya da taştan yapılmış, hayvanların su içmesi için uzun su kabı 
küskü: Taş kaldırmada kullanılan basit kaldıraç
küşüm:  Kaygı
küt: Kötürüm, yürüyememiş çocuk
küt: Tandıra pişirilmek için yapıştırılan hamurdan düşen parçalar.
   
  L
lalık:  Dilsiz
leğençe:  Küçük leğen
leh:  Ölünün yerleştirildiği mezardaki bölüm
loğ:  Damdaki toprağı sıkıştırmada kullanılan silindir biçimindeki taş
lölük:  İçi patetes, kıyma, pancar yaprağından oluşan sac böreği
   
  M-N
malamat: Sıkıntı, üzüntü, rezillik
manık:  Kedi yavrusu
masak:  Şakacı
maşala: Ekilmek için ayrılmış toprak parçası, evlek
mazı: Halı tezgahkarında halını sarıldığı ağaçlar
melefe: Yatak ve yorgan çarşafı. 
mengirde:  Yünden örülmüş hayvan boyun bağı, tasma
mercik:  Tavşan yavrusu
meret:  Olumsuz şey
mertek:  Damın üzerindeki kısa ağaç örtü
meses:  Hayvan sürmede kullanılan ucu çivili çiftçi sopası
mırtat: Ters
mıtırıp:  Cimri
mil:  Misket
mileves: Beceriksiz
miraketlenmek: Nikahlanmak
miril: Bulanık suların dibine çöken çamur, bataklık
mitil: Yatak
mozzik: Küçük genç öküz
mucur:  Bir tür tahıl ölçeği
mustur: Suçlu olduğu halde suçsuz görünmeye çalışan, suçunu gizleyen.
musur:  Hayvan yemliği
nan: Arpa unundan yapılan ekmek
narpız:  Nane
   
  O-Ö
ohba: Bilgiçlik taslayan
omaç: Kızgın tereyağı üzerine doğranan ekmekle yapılan yemek
orbuk: Doymak bilmeyen
otluk:  Kış için kurutulmuş ot yığını. 
ödek: Zarar ödentisi
öğkerlenmek  Yüreği kabarmak, ağlamak
öğürcelik:  Bebek önlüğü
örk: hayvanları zincirle yere bağlayan kazık,
örtme: Evin girişine yapılan önü açık kulübe
örtü: Yatak
öykünmek:  Taklit etmek
   
  P-R
pağaç:  Tuzsuz ve mayasız hamurdan pişirilen çörek, poğaça.
pahıl:  Cimri
part:  Karın
partal:  Palavra, yalan
paşa:  Büyük kardeş, ağabey
pavkırmak: Ateş birden tutuşmak
payalanmak:  Kendini beğenme, övünmek
paysınmak: Önemsemek, dikkate almak
pernek:  Birçok kimsenin otlatılmak için bir araya toplanmış hayvanları. 
peş:  Etek
peyik: Şalvar ve donun üçgen biçimindeki ağı
pezik: Koyu pembe
pırtı :  Kumaş
pıskırmak: Aksırmak
piçekli:  Havuç
pinnik :  Kümes
pöçük:  Uç, köşe
pöçükçü:  Çoban yamağı
pöhrek:  Yeraltında kapalı su yolu, künk
pöslük: Çöplük
pür:  Yaprak
rapata: Lavaşı tandıra yapıştırmak için kullanılan, içi ot ya da paçavra dolu, yastık biçiminde araç
   
  S
sabındırık: Kağnı dingilinin yanmaması için sürülen sabun suyunu konulduğu boynuzdan kap
saçı:  Düğün hediyesi
saçkı:  Ekmek pişirmek için fırında ve tandırda yakılan iri samanla karıştırılmış davar gübresi.
sadır:  Fide
sahtiyan: İşlenmiş deri
salıkcı:  Düğün habercisi
salıkçı: Kız evine, düğüncünün geleceğini bildiren adam
sası:  Pis kokulu
seğirtmek:  Köpeğin saldırması, havlaması
seklem:  Yünden dokunmuş çuval
sergen:  Tahıl kurutmaya yarayan yer
serpenek: Dam saçağı
sıkım: Avuç içinde sıkılmış miktarda, tutam
sıncıkmak:  Sabırsızlanmak
sıracalı: Deli
sırımak:  Yorgan, şilte gibi şeyleri iri iri aralıklı dikmek
sırkıtmak:  Süzmek
sırsıl:  İnatçı, pes etmez 
sıyırgı: Kar ve saman temizlemek için yapılmış araç
sıyrık: Edepsiz
sifli:  Kirli, pasaklı
siftimek: Kemik üstündeki etleri ayıklamak. 
siğeç:  Duvarın yıpranmaması için üstüne çekilen taş çit
siğmek: Kedi, köpek gibi hayvanlar işemek
soharıç:  Çorba sosu
sohranmak:  Söylenmek
soku:  Dibek
sokum:  Lokma
soluğan: Soluk soluğa, tıknefes
sormuk: Bebeklere tülbent içine tatlı konularak yapılan emzik
soyka:  Aksi şey
sölpük:  Pörsümüş, gevşek
sufat: Yüz, çehre
suluk:   Banyo
sumsuk:  Yumruk
sümüye:  Görmeden, bilmeden, ezbere
sürgüç:  Bulaşık bezi
süve: Kapı ve pencerenin yerleştiği kasa, çerçeve
süyüm :  Bir çeşit uzunluk ölçüsü
süyüm: El ölçüsü, karış, bir parça iplik
salahana: Yaramaz, başıboş, tembel 
   
  Ş
şebit:  Yufka
şeddat:  Sinirli, şiddet yanlışı
şelek:  Sırtta taşınan yük
şergada:  Yaramaz, kavgacı
şevşiri :  Çapraz, ters
şevşiri :  Eğri, çarpık, çapraz, ters
şıvgın:  Karla karışık sepken yağış
şipik: Hasta gözdeki çapak
şire: Her çeşit tatlı
şişek:  Genç koyun
şor:  Söz
şörük: Salya
   
  T
talaz: Kuvvetli yel
tama: Hani, hani ya
tap: Güç, kuvvet
tapıklamak: Birini beğenerek sırtını sıvazlamak
tapıl:  Biçilmiş ekin ot
tatavı: İyi pişmemiş yemek
tavatır: Çok iyi, çok güzel, eşsiz
tavlı: Etlenmiş, olgunlaşmış
tavlı: Semiz, besili
tavsır: Fotoğraf, resim
taykeş: Tekleri birbirine uymayan, tek kalan
tebelleş olmak: Dadanmak, başa bela olmak
teberik: Armağan
teleme: Bir çeşit çocuk oyuncağı, topaç
telis: Keten ya da kendirden yapımış seyrek çuval
teltel: Pişmaniye
teltik:  Dolaşık, karışık
teltik:  Söylenmesi zor
temek:  Saman atılan pencere
tenetene: Dantel
tengirşek: Yün eğirmeye yarayan tahtadann yapılmış alet, iğ
tepeleme: Taşacak şekilde, boş bırakılmaksızın
tepik:  Tekme
tepme: Kıldan ya da yünden yapılmış büyük çuval
terek: Tavuk kümeslerindeki tünek. 
terlik:  Takke, külah
teşt:  Büyük leğen
tevir tevir: Çeşit çeşit
tevzir: Laf taşıyan
tığ: Savrulmamış harman yığını
tığlamak: Tepeleme doldurmak
tırampa: Takas, değiş tokuş
tıstımbıl: Karnı iyice doymuş, besili
tike:  Kurutulmuş et
tinko: Alıngan, çabuk darılan
tirendez: Titiz, temiz, süslü giyinen
toht:  Hayvanların boynuna bağlanan demir halka
tomas:  Yağ oranı yüksek yoğurttan yapılan bir çeşit tulum peyniri 
tombalak atmak: Takla atmak
tomus:  Temmuz ayı
tomuslan: Hamam böceği, kara böcek
topaç: Sıva yapmak için hazırlanmış çamur topağı
toplayıcı:  Dilenci
töllü: Ucuz, uygun
tuluk:  Tulum deri
tuman: Don, şalvar
tummak: Suya dalmak, suya batmak
tump:  Tarla sınırı
tusmak: Saklanmak
tülü: Erkek davar
   
  U-Ü-V
uflak: Büyük mutfak bıçağı
uğra:  Hamurun açılması için kullanılan un
uğrun:  Gizli
umsuluk olmak: Bir şeyi elde etmek için çok beklemek
uşak: Erkek çocuk
ütmek: Ateşe tutmak
varmak: Evlenmek
verep:  Bayır, eğimli yer
vesek:  İpotek, rehin
vessiz Yersiz, ilgisiz, münasebetsiz
   
  Y
yağırnı:  Sırt
yağlık:  Başörtüsü
yarma:  Dibekte, sokuda dövülmüş buğday
yarmak:  Hırsızlık yapmak
yasanlamak: Kestirmek, öngörmek
yazı:  Kır
yeğnik:  Hafif
yel:  Ağrı, sızı, romatizma
yelpik:  Ağrı, sızı, romatizma
yılbırt yılbırt: Parıl parıl
yirik:  Yırtık
yoğurt, süt çalmak:  Mayalamak
yumuş: çocuğa görev  verme
yapma: Elle biçim verilen tezek.
yaymak: Otlatmak
yekinmek: Bir eylem yapmaya davranmak. 
   
  Z
zağlatmak: İpin açılması, boşalması
zağlı: güçlü, besili
zahra: Tahıl, zahire
zavar: Hayvanlara yedirilmek için hazırlanan tahıl kırması
zerin: Kılçıksız buğday
zerze:  Kapı mandalı
zevle: Öküzün boyunduruktan çıkmaması için, boyunduruğa geçirilmiş eğri demir ya da ağaç 
zıllımak:  Oyun bozanlık yapmak
zıpçık: Kamıştan yapılmış düdük
zıpır: İri yarı, güçlü
zırbık:   Mayısla karışık kaygan çamur
zibil:  Çer-çöp, süprüntü, gübre
ziyaret: Yatır
zoğ: Biçildiği yerde duran ot, ekin(1) arka sırt(2)
zoğlamak: Uzunlamasına kesmek
  530 Kelime                                             
                                          Hazırlayan: Selami YILDIRIM




Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: sahin( ), 27.05.2012, 19:45 (UTC):
köpuğım seni çok özledım beyaz gulum senı çok seviyorum gulum çok pişmanım deyerını bilemedım af et benı beyaz gulum af et

Yorumu gönderen: NAHİDE KADAŞ( ), 10.10.2011, 19:00 (UTC):
bu cümleleri yorumlamak anca bu kadar olur tşk ederim selami abicim

Yorumu gönderen: mevlüde yıldırım( ), 17.01.2011, 13:49 (UTC):
aaayyy süperrrrrrrrrr bisite bütün kelimelerin anlamı var öğrenmiş oluyoruzzz

Yorumu gönderen: kursad kırıktas( ), 07.01.2011, 16:42 (UTC):
kardess bu kelimeleree (ecicik) az demek kelimesınıde eklersen sevınırım

Yorumu gönderen: özünü unutmayan havuzlu gençlik( ), 25.10.2010, 15:54 (UTC):
kelimeleri yayınlarken pahıl olmayın.ellaham ki herkes bildiğini paylaşırsa tavatır iyce bir sayfa olur:))

Yorumu gönderen: iris( ), 07.03.2010, 03:00 (UTC):
tuvarlak yok dedik hemen mırınız düştü

Yorumu gönderen: ünal karasu( ), 29.01.2010, 20:59 (UTC):
bu önder karasu rahmetli selattin abiynin oglumu acaba selamlarımı sunuyorum

Yorumu gönderen: Önder Karasu( ), 15.12.2009, 20:33 (UTC):
Şöyle baştan aşağı baktığına kendini bir an için havuzda düşleyebiliyosun ve bu kelimeleri telafuz eden kişiler geliyor gözünün önüne iç çekip gülümsememek elde değil! Bu tebessümü ve o güzel olan insanları hatırlattığın için teşekkürler Selami Bey Ellerine sağlık Gediz Kardeşim çabaların ve Havuz köyünü tanıtma çabalrın için...

Yorumu gönderen: MEHMETALİ KARASU( ), 12.12.2009, 19:05 (UTC):
BUKELİMELERİN ORJİNALYERİ HAVUZ CUMHURİYETİMİ*********

Yorumu gönderen: mimkara( ), 23.11.2009, 14:07 (UTC):
ÖTAĞÇE:Karşı yaka,eklerseniz sevinirim.selamlar

Yorumu gönderen: nurcan dikçal( ), 23.04.2009, 15:24 (UTC):
dayıcıgım çok güzel bir noktaya degenmişsin eline sağlık saygılarımla

Yorumu gönderen: şanveren( ), 25.02.2009, 19:40 (UTC):
vala tek kelıme 10 numara olmuş elınıze sağlık ben ede kelımesını çok merak ederdim ablam baba hep ede derdı sorum kaçkez baba demek dıyordu bende sayanızde öğrenmış oldum tşk edrım

Yorumu gönderen: LÜTFÜ KEREM YILDIRIM( ), 13.02.2009, 14:04 (UTC):
Sevğili amcacığım
Gelecekte bizler için kaynak oluşturacak çok güzel çalışma yapmışsın bu yanlızca bilgi ve birikimin eseridir,tebrik eder başarılarının devamını dilerim.

Yorumu gönderen: paşa paslıkılıç( ), 12.02.2009, 17:23 (UTC):
çok güzel olmuş emegı geçen herkese teşekkürler

Yorumu gönderen: Selami( ), 07.02.2009, 16:02 (UTC):
Öncelikle yöresel kelimeler sayfasına ilgi gösteren herkese teşekkür ediyorum. Senem'in tespit ettiği "dıga" kelimesine gelince... Tespiti doğru. Dikkatinden dolayı da kendisini kutluyorum. Ancak, bu kelime bizde etkin olarak hâlâ kullanılmaktadır. Mesela: "Şu dıganın ettiğine bak!" gibi cümleleri hepimiz hatırlarız. Kelimenin kökeni Ermenice olsa da dilimize geçmiş ve yerleşmiş. Kim bilir bizden de onlara geçen kelimeler vardır. Çünkü bin yıl birlikte yaşamışız. Bu konuda başka görüşleri olanlar varsa öğrenmek isteriz. Selamlar

Yorumu gönderen: Senem( ), 06.02.2009, 16:42 (UTC):
Havuzlu olarak Karslı larda evliyim Dıga nın anlamı ermeni cocugu demek miş düzeltirseniz sevinirim.Bu kelime 93 Harbinde göç eden karslılardan gelmiştir dilimize .Senem

Yorumu gönderen: RECEP YILDIRIM( ), 02.02.2009, 18:32 (UTC):
SELAMİ HOCA ÇOK GÜZEL OLMUŞ İYİ BİR ÇALIŞMA ELİNE SAĞLIK ÇOK TEŞEKKÜR SELAMLAR

Yorumu gönderen: EMRE YILDIRIM ( ), 31.01.2009, 08:42 (UTC):
SELAMİ AMCA ELİNE DİLİNE SAĞLIK

Yorumu gönderen: seyfettin( ), 31.01.2009, 07:45 (UTC):
bu bilgileri tanıtıp ve yaşattığın için çok teşekkürler sağol varol saygılarımla hocam

Yorumu gönderen: seyfettin( ), 31.01.2009, 07:37 (UTC):
uşaklar :arkadaşlar eşilik :dış kapı önü



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Siten:
Mesajınız:

Reklam
 
GAZETE OKU
 

---www.wepsiten.tr.gg---



------

HABERLER
 
 
DUYURU PANOSU

---www.wepsiten.tr.gg---

SİTEYE RESİM, ŞİİR VEYA BAŞKA BİR ŞEY EKLETMEK İSTEYENLER gedizemek5858@hotmail.com ADRESİNE MAİL ATABİLİRLER

------

GAZETE OKU
GÜNÜN SÖZÜ
 
Bugün 1 ziyaretçi (12 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ANA SAYFA - ZİYARETÇİ DEFTERİ - HAVUZDAN FOTOĞRAFLAR - VİDEO - HAVUZDAN ŞİİRLER - HİO - SOHBET SAYFASI - İLAHİ DİNLE